Gündem

Turan, 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu’nun da Meclis gündemine geleceğini ifade etti.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, yeni yargı paketine ilişkin “İlgililer tarafından ilk imkanda MYK’ya sunulur. MYK’nın da bu konuda kanaatleri alınır. Ardından Meclis aşaması başlar diye düşünüyorum.” dedi.

Bu yılki yasama faaliyetlerinin geride kaldığını ve dünyanın salgınla mücadele ettiği süreçte yasama faaliyetlerini aksatmamaya çalıştıklarını belirten Turan, bu dönemde 80’den fazla AK Parti’li milletvekilinin Kovid-19’a yakalandığını bildirdi.

Zaman zaman Meclis’in mehabetine uygun olmayan tartışmaların yaşanmasından, çirkin ithamlardan ve görüntülerden büyük üzüntü duyduklarını dile getiren Turan, “Muhalefetin bu üslubunun ne kendilerine ne millete ne de siyasete faydası var. Öyle olsa 18 yıldır iktidar olurlardı. Daha saygın bir muhalefet, iktidarın da bu güzel ülkenin de hakkıdır diye düşünüyoruz.” dedi.

Yeni yılda ülke siyasetini büyüten bir üslup temennisinde bulunan Turan, “İktidar olarak bizlerin de muhalefetle daha fazla diyaloğa girmemiz gerektiği kanaatindeyim. Farklı ideolojilere, siyasi görüşlere sahip olabiliriz ancak söz konusu ülke menfaati, toplumun ihtiyaçlarına cevap vermek ise bu tür görüşmelerin yarar sağlayacağı düşüncesindeyim. Gerilim, yalan ve hakaret siyaseti, bu ülkeye en büyük kötülük.” diye konuştu.

Yeni yılda da milletin beklentilerini karşılayacak, Türkiye’yi hedeflerine ulaştıracak yasama ve reform çalışmalarına hız kesmeden devam edeceklerini belirten Turan, hukuk ve ekonomi alanında reformlar başta olmak üzere, sanayi ve teknoloji geliştirme bölgeleri ile hayvan hakları düzenlemesi, Adalet Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığının, toplumun beklentilerine cevap verecek önemli çalışmaları ve uluslararası sözleşmelerin gündemlerinde olacağını bildirdi.

Turan, 2019 Yılı Kamu Denetçiliği Kurumu Raporu’nun da Meclis gündemine geleceğini ifade etti.

Kamuoyunun yakından ilgilendiği yargı reformu sürecini takip edeceklerini anlatan Turan, özellikle Ekonomi Bakanlığı ile Adalet Bakanlığının, bürokrat ve ilgili milletvekillerinin yoğun bir çalışma yürüttüğünü bildirdi.

Turan, mülkiyet hakkını pekiştiren, sözleşme hürriyetinin daha da genişletilmesini sağlayan, daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet Bakanı Abdulhamit Gül tarafından açıklanan, yargı reform paketlerinde eksik kalan bölümlerin hayata geçirilmesini amaçlayan bir kanun teklifi üzerinde çalıştıklarını paylaştı.

Yargı reformu düzenlemesinin, “AK Parti’nin reformcu kimliğine vurgu yapan, beklentileri tekrar hayata geçiren bir düzenleme olacağını” belirten Turan, şöyle devam etti:

“Düzenlemenin Sayın Adalet Bakanı tarafından ilk imkanda MYK’ya sunulmasını, çalışmanın, bu konuda çalışan milletvekillerimizle AK Parti Grubu’na aktarılmasını, bu ortak çalışma sonucunda bunun teklife dönüştürülmesini öngörüyoruz. Milletvekili arkadaşlarımız, hukukçu arkadaşlarımız, yoğun çalışma yürütüyorlar. Özellikle Ekonomi Bakanlığı ile Adalet Bakanlığının ilgilileriyle görüşüyorlar. Aslında elimizde bir harita var. Daha önce Yargı Reformu Strateji Belgesi diye açıkladığı paket vardı. Bunun bir kısmı hayata geçti, bir kısmı hayata geçmedi. Çalışılan bölümler daha çok bunlar. Her kanunun bir siyasi dili, mutfak çalışması, bürokratik, teknik, siyasi çalışmaları vardır. Yanlış öngörmüyorsam, ilgililer tarafından ilk imkanda MYK’ya sunulur. MYK’nın da bu konuda kanaatleri alınır. Ardından Meclis aşaması başlar, çalışma takvimi içindeki ilk ana başlık olur diye düşünüyorum.”

Turan, hayvan hakları düzenlemesinin de çok kıymetli olduğunu ifade ederek, “Ancak burada ilgililerin, tarafların uzlaşamadığı, anlaşamadığı bazı bölümler var. Zannediyorum, bununla ilgili biraz daha çalışmaya ihtiyaç var.” değerlendirmesini yaptı.

AİHM’in Selahattin Demirtaş hakkındaki kararının hukuki değil siyasi olduğunu söyleyen Turan, Demirtaş hakkında, 50’den fazla kişinin hayatını kaybettiği 6-8 Ekim olayları başta olmak üzere suç işlemeye alenen tahrik, silahlı terör örgütüne üye olmak, halkı kanunlara uymamaya tahrik etmek, terör örgütü propagandası yapmak, suçu ve suçluyu övmek gibi suç isnatları bulunduğunu, davaların devam ettiğini anlattı.

Demirtaş’ın, “tartışmasız 6-8 Ekim olaylarının baş müsebbibi” olduğunu vurgulayan Turan, şöyle konuştu:

“HDP Genel Başkanı, MYK’sı halkı sokağa çağıracak, tweet atacak, Kandil’e alan açacak ve bundan sorumlu tutulmayacak. Böyle bir şey olabilir mi? 6-8 Ekim’de yaşananların bir AB ülkesinde yaşandığını düşünün, nasıl karar verirlerdi? Türkiye olarak biz de isteriz taraf olduğumuz tüm uluslararası kurumların kararlarına, AİHM kararına uyulsun. Ama AİHM kararının ne kadar hesabi, siyasi olduğu aşikar değil mi? AİHM, Refah Partisi’nin kapatılmasında, başörtüsü davalarında verdiği kararlarda ne kadar adilse Demirtaş kararında da o kadar adil.”

Çin’de Ulusal Halk Kongresi Daimi Komitesi’nin, Çin ile Türkiye arasında 2017’de imzalanan ancak TBMM’nin henüz onaylamadığı “Suçluların İadesi Anlaşması”nı oylayarak kabul ettiğini duyurduğu hatırlatılarak, söz konusu anlaşmanın, Meclis gündemine gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine Turan, “Bu, 2017’nin bir çalışması. Bunu bugün manipüle eden bir tarzda, soydaşlarımıza haksızlık gibi değerlendirilmesini büyük bir şaşkınlıkla takip ediyorum.” dedi.

Konunun, “teknik, ülkeler arası, daha önceden beri olan usuli bir işlem” olduğunu belirten Turan, “Hepimiz daha önce de benzer çalışmaların yapıldığını müşahede ettik. Bunu bağlamından çıkarmamak lazım.” ifadesini kullandı.

HDP’ye yönelik parti kapatma tartışmalarını da değerlendiren Turan, “AK Parti’nin bir duruşu var. Biz hep parti kapatmalarının karşısında olduk. Bunun Türkiye’ye faydası olmadığını düşünüyoruz. Parti kapatınca sorunlar yok olmuyor. Ama gelinen yerde HDP’nin iyice, hani ‘Kör göze parmak sokmak.’ derler, PKK’yla olan ilişkisi, muhabbeti, sahip çıkması, ‘Heykelini dikeceğiz.’den, ‘Sokağa çıkın.’ çağrısına kadar adeta parti değil de terör örgütünün bir paydaşı, sözcüsü gibi olması hepimizi düşündürmeli.” değerlendirmesini yaptı.

Bir hukukçu olarak kanaatini paylaşan ve Türkiye’nin gerçeğini görmeden adım atmanın bir anlamı olmadığını vurgulayan Turan, şunları kaydetti:

“Türkiye’de parti kapatmaktan öte cezalar var. Hazine yardımının kesilmesi, ilgililerin vekilliğinin düşürülmesi, vekil değilse ceza kovuşturmasının başlaması gibi ara formüller var. Tabii ki kapatma dahil hepsini yargının mutlaka değerlendirmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu, yargının kararı. Kapatır mı, ceza mı verir, yargı karar verir. Dünyanın hiçbir yerinde devletini yıkmak, milletini bölmek isteyen bir partiye izin verildiği görülmemiştir. Bir siyasi parti genel başkanı ‘Ben terör örgütü liderinin heykelini dikeceğim.’ diyemez. Bir milletvekili teröristin telefonunu saklayamaz, teröristin cenazesine katılamaz. Bunların hepsinin hesabının sorulması lazım.

Anayasa değişiklikleriyle Türkiye’de parti kapatmak çok zorlaştırıldı. AK Parti de parti kapatmanın Türkiye’ye faydası olmadığından hareketle bu çalışmalara öncülük yaptı. Daha önce bizim de partilerimiz kapatıldı. Kapatılan partinin yerine yenisi kuruldu. Bu, ülkeye zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramadı. Ancak Avrupa’nın kriterleri de Türkiye’nin yasal kriterleri de hiçbir partinin terörle illiyetinin olmamasını zorunlu kılar.”

Turan, Türkiye’nin en büyük sorununun samimiyetsiz siyaset olduğunu belirterek, samimiyetin, siyasetin olmazsa olmazı olduğunu vurguladı.

CHP’nin, son dönemde yalan siyasetinin dışında taciz, tecavüz ve istismar olaylarıyla gündeme geldiğini ifade eden Turan, “90 yıllık bir parti kültürüne yakışan, bu skandalların ve rezaletin üstüne gitmekken ne yazık ki saklamayı ve kapatmayı tercih ediyorlar. Bu tavırlarıyla bugüne kadar kendilerince savundukları tüm değerleri ayaklar altına aldılar. Söylemleri ve eylemleri arasında ciddi bir tutarsızlık var. İkiyüzlü davranıyorlar. Ayrıca kendilerine yapılan bir şeyde kıyameti koparanlar, kendilerinden olmayana yapılınca ölüm sessizliğine bürünüyor. Bunların tehditlere, tacizlere ve tecavüzlere karşı tepkileri kendi siyasi çıkarlarına göre.” değerlendirmelerinde bulundu.

Vahşice katledilen Pınar Gültekin’in ailesine bir CHP’li vekil tarafından “Davadan vazgeçin” teklifi yapıldığı iddiasına değinen Turan, “CHP’li bir vekilin, hunharca katledilen bir genç kızın ailesine ‘Davadan vazgeçin.’ dediği iddiası son derece vahim. Her fırsatta konuşmayı kendisine görev sayan Sayın Kılıçdaroğlu, partisinin böyle çirkin konularla yan yana anılmasına karşın neden bir genel başkan gibi davranmıyor? Neden olayların üstüne gitmiyor? Neyden ya da kimden korkuyor?” diye sordu.

Ağrı Belediye Başkanı Savcı Sayan’ın ölümle tehdit edildiğini, hedef gösterildiğini hatırlatan Turan, şu ifadeleri kullandı:

“Olayın akabinde sözüm ona ne demokrat geçinen CHP’den ne de sözde barış güvercini HDP’den ses var. Ses olması için illa kendilerince mağdurun PKK’lı mı olması gerekiyor? Ne bir kınama ne bir açıklama var. Kendi çıkarlarına ters düşen her olayda başını kuma gömüyorlar. Samimiyetsizlikte adeta nirvanayı yaşıyorlar. 18 yaşındaki bir genci birini öldürmeye azmettirmek nasıl alçak bir zihniyetin ürünüdür? Bu olay bir kez daha gösterdi ki HDP Kürt kardeşlerimizin savunucusu değil, Kandil’in sözcüsüdür. Samimiyetsiz, ikiyüzlü sözüm ona kendilerince siyaset yaptıklarını zannedenlere karşı bizler, bu ülke siyaseti için değer üretmeye devam edeceğiz.”

Turan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, sanatçılara “yalaka”, gazetecilere “yandaş”, öğretmenlere “iradesini satanlar”, HSK’ye “Hakimler ve Savcılar Alçak Kurulu” dediğini anımsatarak, “Kendinden olmayana tahammülü olmayan ana muhalefet lideri, son olarak ekmeğini alın teriyle kazanan çiftçilerimize ‘AK Parti’ye oy verirseniz iki elim yakanızda.’ diyerek kendi acziyetini göstermiş oldu.” dedi.

Turan, “Çiftçiyi ‘millet için unsur-u asli’ olarak gören Atatürk’ten geldikleri nokta bu. Şaşırdık mı? Tabii ki yine şaşırmadık. Kılıçdaroğlu CHP’si faşistlikte Hitler’in partisi yolunda. CHP’de bile kendi gibi düşünmeyenleri partiden uzaklaştıran bu zihniyetin karşıt düşüncelere tahammülsüzlüğünün geldiği nokta deyim yerindeyse mezardaki Hitler’i bile ters çevirir. Bu topraklar ayrıştırıcı, ötekileştirici dili değil, birleştirici dili hak ediyor.” ifadelerini kullandı.

Hibya Haber Ajansı

Etiketler

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı