Gündem

Kabukcuoğlu: “Ülkede fedakarlık yapılacaksa herkesin fedakarlık yapması gerekir”

İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukcuoğlu, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Kabukcuoğlu, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

“Sağlık teşkilatı kurum olarak ülkemizin 3. büyük teşkilatıdır. Sağlık teşkilatının geçmişi insanlık kadar eskidir. Ülkemizde 1 milyon 250 bin kadar devlet kurumlarında olmak üzere 1 milyon 500 binden fazla personel, halkımıza sağlık hizmeti vermektedir.

Pandemi sürecinde, sağlık personeli canla başla çalıştı. 556 kişi hayatını kaybetti. Gelişmiş kabul edilen ülkelere yaraşır sonuçlar elde ettiler.

Pandeminin başında, Sağlık Bakanlığı sağlık çalışanlarının ücretlerini düzeltici vaatlerde bulundu. Sağlık personeli görevini yaparken “şu ücretle çalışalım, bu ücretle çalışalım” diye beklenti içinde olmadan görevine devam etti. Ancak bakanlık baktı ki sağlık personeli görevini yapıyor, tüm vaatlerinden vazgeçti. 7 Aralık 2021 de hükümet, sırf doktorların maaşlarını düzeltici yasa teklifini TBMM’ye sundu. Muhalefet ve toplum, yalnız hekimlerin değil tüm sağlık çalışanlarının maddi durumunu düzeltici bir teklif sunulmasını isteyince, teklif geri çekildi.

Değişik zamanlarda Sayın Cumhurbaşkanı sağlık çalışanlarının durumun düzeltilmesi için çalışmalar yapıldığını dile getirdi.

Son ekonomik uygulamalardan, tüm ücretliler gibi sağlık çalışanları da paylarına düşen sefaleti aldılar. Hükümet mayıs ayında ihracatın % 15 arttığını, bunun rekor olduğunu ilan etti. Ancak gelin görün ki tüm ücretler gibi, sağlık çalışanlarına da “köle muamelesi” yapılmaktadır. 2022 yılının ilk çeyreğinde, ekonomi % 11,6 büyüdü deniliyor. Bu yıl Ocak ayında 964 dolar olan uzman hekim maaşı, 781 dolara düştü. Uzman hekimler 6 ayda % 20 ücret kaybına uğradı.

Bir tıp profesörü 18.185 TL ücret almaktadır. Uzman hekimin 12.908 TL, hemşirenin 8.147 TL ellerine geçen çıplak maaşlarıdır. Türk-İş verisine göre Mayıs 2022’de ülkemiz için açlık sınırı 6.017 TL, yoksulluk sınırı 19.602 TL’dir. Görüldüğü gibi, hemşiresinden profesörüne kadar hiçkimseyi hükümet gelir olarak yoksulluk sınırının üzerine  çıkartmamaktadır.

Ülkede fedakarlık yapılacaksa herkesin fedakarlık yapması gerekir. Bir kesim fedakarlık yaparken başka kesimler örneğin 10 maaş alıyorsa, bu durum bırakın Hz. Ömer’in adaleti olmayı, evrende hiçbir güç sahibinin göstermeyeceği adaletsizliktir.

Sağlık çalışanları haklarını istiyorlar. Fedakar çalışmalarının karşılığını istiyorlar. Hükümet bırakınız haklarını vermeyi, Sayın Cumhurbaşkanı hekimlere “gidiyorlarsa gitsinler” diyerek yurtdışına çıkma kapısını göstermiştir. Ülkemizde her vatandaş eşit haklara sahiptir. Türk vatandaşlarının gidecekleri bir yer yok. Ancak profesörü bile yoksulluk sınırının altında yaşıyorsa, diğer sağlık personeli için söylenecek söz kalmıyor. Hükümet dünyanın en hızlı kalkınan ülkesi olmamız iddiasında iken, insanların bu kadar yoksullaşması kabul edilemez. Eğitim hastanelerinin potansiyeli ve yatak kapasitesi kısmen stabil kalırken, bu yıl uzmanlık kadroları 2 misli artırılmıştır.

AK Parti hükümetlerinin bildiği, sadece içi boşaltılmış rakamlardır. Rakam bir niteliği ifade ediyorsa anlamlıdır. 208 üniversite, 8,5 milyon yükseköğrenim öğrencisi gibi rakamlar veya 17 milyon yükseköğrenim öncesi öğrenci sayısı diyebilir. İlk 500’de kaç üniversitemiz var? Yükseköğrenim sonrası öğrencilerin yüzde kaçı başka ülkelerde ki meslektaşlarıyla yarışabiliyor?

Hükümet sağlıkta kalite aramıyor. Kaygısının kalite olduğunu söylemek zor. Ülkemizde tıbbi kalitenin önemli üreticisi olan tıp fakültelerini önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır. Tıp fakültelerinde dağıtılan döner sermaye ücretleri sağlık bakanlığı kurumlarınca dağıtılan ücretin yarısı kadardır. Başka bir üniversite ayrımlaştırılmasını pandemi döneminde yaşadık. Üniversite hastanelerinde pandemi hastalarına bakan sağlık personeline herhangi tazminat ödenmemiştir. Doktorlarının serbest çalışma imkanları sınırlandırarak özel hastanelere üstü kapalı yönelendirme vardır. Kuşkusuz özel hastaneler vatandaşın tıbbi ihtiyaçlarını gidermede özel bir önemi vardır, yeri özel kategoridedir. Bir takım manevralarla hekimleri özel hastanelere mecbur etmek kabul edilemez.

Hükümet Türk tıp dünyasının kalite birikimini bitirmekte, üzerine koymamaktadır. Hükümetin tek kaygısı, vatandaş hekim aradığında bulsun, tanı ve tedavi için gerekli fırsatı yakalayabilsin. Tıbbi çıktılarla hiç ilgisi yoktur. Hastalıkların iyileşme oranı, verilen tedavinin, cerrahi operasyonların başarı oranları, hükümetin ilgisi dışındadır. Oysa gelişmiş ülkelerde bu ve benzeri parametreler önemli sağlık çıktılarını oluşturmaktadır.

Sağlık personelini usandıran bir diğer konu sağlıkta şiddettir. Sağlık personeline uygulanan şiddet gün geçtikçe artmaktadır. Cumhuriyet tarihinde 80 yılda sadece 3 hekim görevi başında hayatını kaybetmişken, son 20 yılda 10 hekim hayatını kaybetmiştir. Ayrıca sağlıkta şiddeti gösteren Beyaz Kod bildirim sayısı; 2020’de 11 bin 942 iken; 2021 yılında 3 misline ulaşmıştır.

Sağlık personelinin yüzde 64’ü meslekleri boyunca en az bir kez şiddete maruz kalmaktadır. Şiddetin yüzde 86’sı hasta yakınlarından gelmektedir. Polise bildirme oranı yüzde 40, dava açma oranı ise yüzde 33’tür. Kışkırtılmış sağlık talebi, fiziksel yetersizlik, hekimler hakkında olumsuz yayınlar şiddetin önde gelen nedenleridir. Özellikle medyadaki şiddet yanlısı yayınlar, insanların şiddet dolu bir dünyada yaşadığını ve bu dünyada tutunabilmeleri için daha fazla şiddet uygulamaları gerektiğini düşünür hâle getirmiştir.

Şiddetin sağlığa yansımalarını şöyle sıralayabiliriz: Sağlık personelinin motivasyonu düşmektedir. İş yerine gelirken ne tür şiddetle karşılaşacağını ve ne olacağını bilmeyen sağlık personeli hâliyle isteksiz olarak ve motivasyonu düşmüş olarak işe gelmektedirler. Hastaya ihtimam azalmaktadır. Cerrahi branşlar boş kalmaktadır. Hekimler cerrahi branş yerine hastayla yüz yüze gelmediği ve hastayla görüşmediği radyoloji, patoloji, mikrobiyoloji gibi branşları tercih etmektedir. Hastalar savsaklanmaktadır, gereksiz tahliller istenmektedir, konsültasyonlar istenmektedir. Hastanın kısa sürede işi görülecekken sağlık personeli ve özellikle hekimler sorumluluktan kendilerini kurtarmak için işe mümkün olduğu kadar fazla insanı ve fazla incelemeyi dâhil etmeye uğraşmaktadırlar.

Hükümet şimdiye kadar sağlıkta şiddeti önlemek için değişik zamanlarda yasal düzenlemeler yapmıştır. Hiçbiri etkin ve yeterli değildir. Cezayı hafifleten, suç işleyene cesaret veren kararın açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmamasına, hükümet her dafasında karşı çıkmış, cezanın uygulanmasını engellemiştir. Bu durum da başlı başına mesleği/ülkeyi terk etmek nedenlerinden birisidir.

Güçlü, tecrübeli, bilgili bir sağlık teşkilatımız vardır. İYİ Parti olarak hekimlerimiz, yurt dışına çıkmaya mecbur eden nedenleri biliyoruz. Sağlık çalışanlarına insanca yaşayabilecekleri gelir temin edilecek, hasta memnuniyeti ile birlikte sağlıkta kalite ve çalışan memnuniyeti önceliğimiz olacaktır.”
Hibya Haber Ajansı

Etiketler

Berkan Yıldırım

1992 doğumlu. Eskişehir Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü 3. sınıf öğrencisi. 2 yıldır çeşitli dergilerde editörlük görevi yapmaktadır. En büyük hayali ulusal bir gazetede editörlük görevine devam etmek.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
Kapalı